Dr. Erickson’un yaşam öyküsü kendi içinde örnek alınacak ve alışılmadık hikayelerle doludur. Bir dâhinin ve psikoterapi alanındaki öncünün hikayesine bakalım…
5 Ocak 1901’de, Amerika Birleşik Devletleri’nin Nevada’sında küçük bir şehirde Aurum’da çiftçi ailenin ikinci çocuğu olarak dünya gelmiştir. Ailesi, ebeveynleri, yedi kız kardeşi ve bir erkek kardeşiyle birlikte 5 yaşındayken tüm ailenin çalışmaya katıldığı 80 dönümlük arazisi olan bir çiftlikte yaşayacakları Wisconsin’e göç etmişlerdi. Yaşamının ilk yıllarından itibaren işitme zorluğu, renk körlüğü, disleksi gibi bazı zorluklarla hayata başlamıştır.
17 yaşında ilk çocuk felci atağıyla karşılaştığında uzun süre yataktan kalkamayacak bir dönemi atlatmıştır. Yatağa düştüğünde doktorunun annesine sabaha çıkamayacağı, güneşi göremeyeceği sözünü duyduğunda içi öfkeyle dolmuştu, hiçbir anneye evladıyla ilgili böyle bir yorum yapılmamalıydı. Söylenen sözleri boşa çıkartmak için, güneşin doğuşunu görmek amacı olmuştu. Annesinden dışarının manzarasını engelleyen pencerenin önündeki büyük dolabı yana çekmesini istemişti. Sabahı göremeyecekse, günbatımını mutlaka görmeliydi. Böylece hem annesine yaşama arzusunu ilan edip ümit vermiş, hem de bu hedefe odaklanarak kendini bekleyen ölüm tehdidine karşı korkusunu bastırmıştı. Güneş doğduktan sonra uykuya daldı ve üç günlük bir koma halinden tamamen felçli olarak çıktı. Bu dönemin ilk zamanlarında sadece gözlerini hareket ettirebiliyordu. Geçirdiği bu hastalığa ‘’insan davranışını anlamadaki en iyi öğretmenim ‘’ olarak tanımlamaktadır.
Yapılabildiği ona zevk veren tek şey, yeni şeyler keşfetmek için insanları gözlemlemekti. Kız kardeşlerini gözlemlemeye başladı. Kız kardeşinden öğrendiği ilk şey birinin, “Evet” dediğinde, bunun hayır demek anlamına gelebildiğiydi… Aynı şekilde kardeşleri “Hayır” dediklerinde bunun anlamı “Evet” olabiliyordu. Erickson bu şekilde yıllarca insanları gözlemleyerek gözlemin gücünü keşfetti. Söz ve söz ötesinin, beden dilini, öğrenme süreçlerinde bilinç dışı zihnin gücünü keşfetti. Yatağında ayaklarını hareket ettirdiği hayallerini tekrarlı şekilde yaparak onları hareket ettirmesi yeni bir öğrenmeydi. Hayal gücü bedene, bilinçten daha güçlü etki etmekteydi. Derslerinde başarılı ve diğer çocuklardan farklı bir öğrenciydi, üstelik okula başladığı ilk zamanlarda sözlük okurdu, arkadaşları ona bay sözlük adını bile takmıştı. Kelimelerin farklılıkları ve içerdiği anlamları öğrenmesi erken dönem sözel repertuarını oldukça geliştirmişti. Sözün etkisi ve gücünü daha iyi anlamıştı. Hatta bir dergide 16 yaşında gençliğin sorunları hakkında yazılar yazmaya başlamıştı.
En küçük kardeşini emekleme aşamasından yürümeyi öğrenme aşamasında gözlemledi. Yürümeyi öğrenmek için çocuk bilinçli hiçbir caba sarf etmiyordu. Yürümeyi öğrendikten sonra da yürümeye özen göstermek için bilinçli bir çaba göstermiyordu. Onu gözlemleyerek ve ayağını hareket ettirdiğini defalarca hayal ederek hareket ettirmeyi başarmıştı, yürüme yeteneğini bedenine tekrar öğretip hatırlatmaya başladı. Erickson, kız kardeşinin yürümeyi öğrenme hikayesini çok ayrıntılı şekilde terapisinde bazı hastalarına anlatırdı. Bir bebeğin yürümeyi öğrenmesini anlatarak danışanına dolaylı telkinleri verirdi.
Onyedi yaşındaydı ve kısmen iyileşmişti, kaslarını güçlendirmek ve geçirdiği atağın etkilerini iyileştirmek için bir arkadaşıyla Missisipi nehrinde kanoyla gezinti planlamışlardı. Akıntıya karşı yol alıp, molalar vererek yapılacak bu geziden arkadaşı son anda vazgeçtiğinde tek başına da olsa bunu başaracağına inancıyla ailesine bu bilgiyi vermeden yola çıktı. Parasız olarak yola çıkılan bu zorlu seyahat cebinde bir miktar parası ve kasları güçlenmiş olarak tamamlandı ancak bu gezi onun sadece bedensel kaslarını değil zihinsel potansiyelini ve etkileşimli iletişim kurabilme yeteneklerini geliştirdiği bir süreçti. Kano gezisi sırasında karşılaştığı balıkçılara hikayeler anlatmış, bunun karşılında akşam yemeği kazanmıştı. Balıkçılara hikayeler anlatarak altı hafta boyunca karnını böyle doyurmuştu. Hikayelerin insanlar üzerindeki etkisini deneyimliyordu ve sonuçta alıyordu. Hekimlik ve terapistlik yaptığı yıllar boyunca hikaye ve anektod anlatımının gücünü ve etkisini kullanmıştır. Onun yaşam felsefesi gözlem, sabır, azim ve sıkı çalışma değerlerini taşımaktadır. Çevresel koşullar kısıtlı da olsa, zorluklarla da dolu olsa yaşam henüz keşfedilmemiş olasılıklar ve kaynakları da içermektedir, psikoterapi yeni seçenekler farketmek, kaynakları harekete geçirmek için daha geniş bir yelpaze sunmakta, çözümler sağlamaktadır.

Wisconsin Üniversitesinde tıp okudu. Mezuniyeti sonrası psikiyatri alanında çalışmaya başladı ve bu arada psikolojide de master yaptı. Bu sayede hem American Psychological Association hem de American Psychiatric Association üyesi olabildi. Yani hem psikiyatrist hem psikolog olarak o yıllarda yine bir ilki başlattı. Kısa sürede Worcester Eyalet Hastanesinde şef psikiyatrist oldu.(1930).
1930 ‘lu yılların başında Dr.Erickson klinik bir araç olarak hipnozun gücünü göstermesi ile profesyonelleri heyecanlandırdı. Bu dönemde hipnozun psikoterapide kullanımı ile ilgili araştırmalar yaparken kendi eşsiz yaklaşımını kuracak olan buluşları da yapıyordu. Genç Erickson hipnozun psikoterapide kullanımı konusunda dikkatleri üzerine çekmişti.
4 yıl sonra Michigan’da araştırma merkezi direktörü ve Wayne State Tıp Fakültesi’nde doçent oldu. Aynı yerde daha sonra profesör olan Erickson klinik psikolojide de konsültan profesörlük yapmaya başladı.

O dönemde hipnoz, genellikle gösteri sanatçıları tarafından kullanılan ve bilimsel çevrelerce pek ciddiye alınmayan bir alandı. Ancak Erickson, hipnozun terapötik potansiyeline olan inancıyla bu alanda çığır açtı.
Geleneksel hipnoz yöntemlerinin aksine, Erickson danışanları direktiflerle kontrol etmeye çalışmak yerine, onların bilinçaltı süreçleriyle işbirliği yapmaya odaklandı. Geliştirdiği “dolaylı telkinler” yöntemi, metaforları, hikaye anlatımını, paradoksları ve mizahı kullanarak danışanın direncini aşmadan bilinçaltına ulaşmayı hedefliyordu. Bu yaklaşım, her bireyin eşsiz olduğuna ve terapinin de bu bireyselliğe göre şekillenmesi gerektiğine dayanıyordu.

1952 de ikinci polio atağını geçirdi ve bunun sonucunda sağ kol, bacak, sırt ve boyun kasları tutuldu, konuşması etkilendi. İkinci polio atağı onu tekerlekli sandalyeye bağlamasına sebep oldu. Sonra ölümüne kadar yaşayacağı Arizona Phoenix’e yerleşti. Burada hem terapi hem de eğitim çalışmalarına devam etti.

1957’de, bir grup meslektaşıyla birlikte Amerikan Klinik Hipnoz Derneği’ni kurdu ve Dr. Erickson bu derneğin ilk başkanı olarak görev yaptı. Ayrıca Amerikan Klinik Hipnoz Dergisi’ni kurdu ve 10 yıl boyunca editör olarak görev yaptı. 1950’ler ve 60’lar boyunca Dr. Erickson çok sayıda yayın yaptı, yurt içinde ve yurt dışında yoğun bir şekilde seyahat etti ve dersler verdi, araştırmalarını sürdürdü ve pratisyen bir psikiyatrist olarak oldukça talep görüyordu. 1970’lerde, fiziksel durumu nedeniyle evinden çıkamayan Dr. Erickson, neredeyse her gün profesyonellere seminerler vermeye ve bazı hastalarını görmeye devam etti. 25 Mart 1980’de 78 yaşında vefat ettiğinde, seminerleri o yıl sonuna kadar doluydu ve talepler bir önceki yılın programını aştı. Dr. Erickson, 140’tan fazla bilimsel makale ve hipnoz üzerine ortak yazarlığını yaptığı beş kitaptan oluşan yazılı bir miras bıraktı.
Milton H.Erickson, Hipnoterapi ve psikoterapinin pratiğini ve teoriğini fazlasıyla etkilemiş ve günümüzde kullanılan psikoterapötik ekollerin, tekniklerin öncüsü, tüm dünyanın saygı duyduğu özel bir dehadır.
Dr.Cem TÜRKEŞ, (2025)

Referanslar :
- Milton Erickson: The Story of a Master Hypnotist, Jeffrey K. Zeig
- The Milton H. Erickson Foundation: (2025) Phoenix,
- My Voice Will Go with You: The Teaching Tales of Milton H. Erickson, Sidney Rosen


