Erickson Psikoterapisi olarak Hipnoterapi
Erickson, zihnin bilinçdışı düzeyinin, bilinçli zihin farkında olsun ya da olmasın, kişinin yaşamı boyunca edindiği tüm bilgelik ve bilginin deposu olduğuna inanıyordu.
Bu, Erickson’ın bakış açısını, o dönemdeki bilinçdışı hakkındaki yaygın görüşlerden daha farklı ve olumluydu. Freud’un bilinçaltını sorunları kaynağı olarak tanımlamasından farklı olarak Erickson bilinçdışı zihnin aynı zamanda çözümlerinde kaynağı olarak değerlendirip, terapilerinde bunu etkin şekilde kullanıyor ve iyi sonuçlar alıyordu.
Erickson’ın yaklaşımı, Erikson’ın gelişim aşamalarıyla incelikli bir şekilde örtüşmekte ve kişisel geçmişin, deneyimin ve yaşam evreleri boyunca bilinçaltı öğrenmenin önemini vurgulamaktadır. Bilinçaltı, hayatınız boyunca edindiğiniz ve çoğunu unuttuğunuz, ancak otomatik işleyişinizde size hizmet eden tüm öğrenimlerinizden oluşur ( J.Zeig ).
Erickson, aktif, anlamlı ve bilinçdışı bir varsayıma dayanıyordu. Erickson’ın bakış açısına göre hipnoz, bilinçdışı zihinle iletişim kurmak ve içerideki kaynak rezervuarına erişmek için bir araç sağlıyordu. 1944 tarihli bilinçdışı zihinsel aktivite üzerine bir makalesinde şöyle diyor:
“Hipnoz telkinle tetiklenebildiği ve trans belirtileri telkinle ortaya çıkarılabildiği için, hipnozdan gelişen her şeyin tamamen telkinin bir sonucu ve öncelikle telkinin bir ifadesi olduğu gibi haksız bir varsayımda bulunulur.
Hipnoz edilen kişi bir birey olarak kalır ve hipnozla yalnızca belirli sınırlı genel ilişkiler ve davranışlar geçici olarak değişir. Hipnoz aslında, deneklerin kendi psikolojik deneyimlerinin benzersiz unsurlarına uygun bir şekilde içsel psikolojik karmaşıklıkları yeniden ilişkilendirmelerine ve yeniden düzenlemelerine olanak tanıyan tuhaf bir psikolojik durumun tetiklenmesidir.”
Erickson, terapiye yönelik katı prosedürsel yaklaşımlardan kaçınmış ve bu nedenle yaşamı boyunca hiçbir zaman bağlayıcı bir çerçeve ve algoritmik yaklaşımda bulunmamıştır.
Yaklaşımı her danışanın biricik olduğu için sorunun değerlendirilmesi ve tanımlanması gibi çözüm yollarının ve yaklaşımında kişiye özel olduğu yaklaşımıyla hareket etmiştir. Öğrencilerine de bu yaklaşımı benimsemeleri için formal olmayan yollarla eğitim seansları yapmıştır. Bu bakış açısı ve pratiğinden birçok başka yaklaşım ortaya çıkmıştır. Stratejik terapi, Sistemik aile terapisi, Kısa Süreli Terapi, Çözüm odaklı Terapi ve Nörolinguistik Programlama gibi çeşitli alanlarda güçlü bir etkiye sahip olmuştur.
Erickson’ın 1980’deki ölümünün ardından, Erickson Vakfı o dönemde düzenlenen en büyük profesyonel psikoterapi ve hipnoz konferansı olan ‘’psikoterapinin evrimi – evolution of psychotherapy ‘’ konferans düzenledi. Sonrasında, birçok katılımcı Erickson’ın fikirlerini kendi yöntemleriyle öğretmeye başladı. Erickson’ın ölümünden sonra, metodolojisini tanımlamak için “Ericksoncu” kelimesi kullanıldı. Erickson ile doğrudan çalışmış öğrencileri ve bu yaklaşıma gönül vermiş, fikirler ve pratikler üretmiş bir çok ülkeden saha profesyonelleri, bu yaklaşımı farklı yönleriyle uygulamış ve tüm psikoterapistlere öğretmeye çalışmış – çalışmaktadırlar.
Klasik hipnozla uğraşanlar bunu ancak kişi aşırı odaklanırsa gerçekleşebileceği konusunu uygulamalarında ön planda tutmaktadırlar. Ancak Erickson, fiziksel veya zihinsel acı çeken hastaların odaklanmalarının pek mümkün olmadığını kendi hastalık deneyimlerinden biliyordu. Bu nedenle, hızlı hipnotik indüksiyonların dirençle karşılaşması ve nihayetinde başarısızlığa uğraması muhtemeldir.
Erickson, transların her gün farklı derecelerde gerçekleştiğine inanıyordu ; örneğin, işe gidip gelirken, toplantılarda ve genel olarak hayallere dalarken zihin dalıp gider. Erickson, kişi derin bir trans halinde olmasa bile bilinçaltının hâlâ dinleyebileceğini düşünüyordu. Hasta farkında olsun ya da olmasın, dolaylı bir telkinle hastada terapötik bir değişime yol açabileceğini düşünüyordu. Yani derin trans olmadan da insanlarda hipnotik fenomenler gözlenebiliyor, dolayısıyla bilincin kritize eden tarafı devre dışı bırakılıp telkine açık hale gelebiliyorlardı.
Erickson’a kadar hakim düşünce, klasik hipnozdaki hipnotistin hasta/danışanın hipnonuzun derinleştirilmesi ve bunun içinde doğrudan telkinler ile kişide iyileşme/ değişim gerçekleşeceği düşüncesi, uygulamasıdır. Erickson, bilinçaltını değiştirmeye zorlayamayacağına, ancak metaforların, çelişkilerin ve sembollerin açılımlar yaratabileceğine inanıyordu. Dolaylı yöntem ve tekniklerle danışanda dirençlerle karşılaşmadan kendi içsel kaynaklarını harekete geçirerek iyileşme/ gelişme sağlamaktaydı. Yani hipnozdan öğrendiklerini terapiye hipnoz yapmadan da bilinçaltındaki değişimin gerçekleştirilmesi onun terapi dünyasına kattığı dehalardan biridir.
Uzman Psikoterapistlerimiz
Randevu Al
Your email address will not be published. Required fields are marked *
Sık Sorulan Sorular
Ericksoncu Psikoterapi – Hipnoterapi Nedir?
Ericksoncu psikoterapi, Milton H. Erickson’un geliştirdiği, bireyin bilinçdışı kaynaklarını kullanarak değişim ve iyileşmeyi destekleyen bir yaklaşımdır. Hipnoterapi bu yaklaşımın merkezinde yer alır ve bilinçdışı zihinle iletişim kurarak, kişinin içsel bilgelik ve deneyimlerini yeniden düzenlemesine yardımcı olur.
Erickson’un Bilinçdışına Bakışı Nedir?
Freud’un bilinçdışını “sorunların kaynağı” olarak tanımlamasının aksine, Erickson bilinçdışını “çözümlerin kaynağı” olarak görmüştür. Ona göre bilinçdışı, yaşam boyunca edinilen tüm bilgeliğin ve öğrenmelerin deposudur ve kişi farkında olmadan bu kaynaklardan faydalanabilir.
Ericksoncu Hipnoterapi Klasik Hipnozdan Nasıl Farklıdır?
Klasik hipnoz, doğrudan telkinlerle derin trans durumlarını hedefler. Ericksoncu yaklaşım ise dolaylı telkinler, metaforlar ve hikâyeler yoluyla bilinçdışına ulaşır. Bu sayede danışan direnç göstermeden, kendi iç kaynaklarını kullanarak doğal bir değişim süreci yaşar.
Hipnoz Durumu Nasıl Gerçekleşir?
Erickson’a göre trans hâli aslında günlük yaşamın doğal bir parçasıdır. Kişi işe giderken, bir müzik dinlerken veya dalgınken de trans benzeri durumlar yaşar. Bu anlarda bilinçdışı zihin aktif hâle gelir ve terapötik değişim için uygun bir zemin oluşur.
Erickson’un Terapiye Yaklaşımı Nedir?
Erickson, her bireyin biricik olduğuna inanırdı. Katı yöntemlerden ve prosedürlerden kaçınır, her danışana özel, yaratıcı ve kişiye özgü çözümler üretirdi. Formal bir öğretimden çok deneyimsel eğitimlerle öğrencilerine bu yaklaşımı aktarmıştır.
Ericksoncu Yaklaşım Hangi Alanları Etkilemiştir?
Erickson’un düşünce ve uygulamaları, stratejik terapi, sistemik aile terapisi, çözüm odaklı terapi, kısa süreli terapi ve nörolinguistik programlama (NLP) gibi birçok modern psikoterapi yaklaşımına ilham vermiştir. Bu nedenle Ericksoncu yöntem, günümüz psikoterapi dünyasının temel taşlarından biri olarak kabul edilir.



